Dinlerde rüya

Orfecilikte ve Pisagor ekolünde insanın semavi âlemle ilişkisinin ancak uyku sırasında gerçekleşebildiği öğretilmekteydi. Ortaçağ’da Yahudi ve Arap yazarlarının eserlerinde de benzer öğretiler görülebilmektedir. Haberci (salih) rüyalar konusunu işlemiş İslam bilginlerinden biriside İbn-i Haldun’dur (d. 1332 – ö.1406). Oniromansi alanında Babil kültürünün eski Yunan kültürüne kıyasla daha ileri bir düzeyde olduğu söylenebilir. Sami dillerini konuşanlar özellikle “peygamberane rüya”yı iyi bilmekteydiler. Diğer yandan Musevilik’te rüyalarla ilgili, hatovat chalom (hayırlı ya da iyi rüya görme) denilen geleneksel bir uygulama bulunmaktadır.

Somnium adı verilen rüyalar ile visio denilen vizyonlar (rüyet) Eski Ahit’te ve Yeni Ahit’te önemli bir yer işgal eder. Göz’ün yardımı olmaksızın oluşan görüntülerde, gelen tesirlerin kişinin şuurundaki imajlara bürünerek algı alanında görüntü oluşturması sözkonusudur. Yeni Ahit’in sonundaki, Yuhanna’nın Vahyi adıyla bilinen kısım, görüntü tarzında alınan kutsal metinlerin bilinen örneklerinden biridir.

Musevi bir bilgin olarak anılan Musa ibn Meymun’a (1135-1204) göre rüya, melek vasıtasıyla olsa da olmasa da ve yol ve araçlardan söz edilse de edilmese de, peygamberlere tüm ifşa olunanlar onlara vizyon olarak nakledilmiştir. Ona göre “vahiy” görüntü içerilmiş haldedir ve peygamber “uyanık şuur hali”ne geçer geçmez anlamını çözer. Peygamber olmayan insanlar ise uyanınca rüyalarını birine anlatır ve onun yorumuna ihtiyaç duyar. Uyku anında trans denilen hal, cismani duyulardan yalıtılmış olma imkânı sağlamaktadır. İlahi tesirin alınabilmesini İbn Meymun böyle açıklar.

İslam bilgini İbn-i Haldun’a (1332-1406) göre ise esas olarak iki farklı rüya türü vardır. Bunlardan ilki ilahî varlığın kuşku götürmez vahyi olan “salih rüya”lardır; hemen uyanmayı zorunlu kılarlar ve kişide öylesine derin bir iz bırakırlar ki, kolay kolay görülen rüya unutulamaz. İkincisi ise hatırlanması için çaba harcanılan ve yorumlanmak ihtiyacındaki olağan rüyalardır. Eski Ahit’teki Yusuf’un rüyası (Tekvin, Bap-41’de) bu tip rüyalara bir örnek oluşturur. İbn-i Haldun’a göre aracı melekler aracılığı ile aktarılanların yorum gerektirmesine karşılık, doğrudan doğruya gelen “salih rüya”lar yorum gerektirmeyecek derecede açık olurlar.

Hıristiyanlık’ta kutsal kitapları “haberci rüya” örnekleriyle zengin olmasına karşılık, 6. yy. sonlarından itibaren rüyalara temkinle yaklaşıldığı ve Batı’da okültistler ve gizli tarikatlerin engizisyondan gizli olarak yürüttükleri çalışmalar hariç tutulursa, 12. yy.’a kadar rüyalar üzerinde pek fazla bir çalışma yapılmamıştır. Bu tutumun kökeninde başında Papa Gregory I’in (540–604) bulunduğu papalığın rüyaların şeytani olarak değerlendirmesi bulunmaktadır. Gregory I, 590 yılında rüyaları üç gruba ayırmıştır: Yiyecek ve açlıktan kaynaklananlar, şeytan ya da cin kökenli olanlar ve ilahî kökenli olanlar.

Tabire yorum yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.